FAIL (the browser should render some flash content, not this).

Glad to see you here

Her insanın zaman zaman kendi başına üstesinden gelemediği sorunlar olabilir ve bir uzman desteğine ihtiyaç duyabilir. Psikoterapi kendinize verebileceğiniz en güzel hediyedir.

Devamını Oku >>

ERKEKLERDE ORGAZM BOZUKLUKLARI- GEÇ BOŞALMA

March 12, 2018 @ 10:07 pm
posted by gulum

 

          Geç boşalma, DSM IV’de ise erkek orgazm bozuklukları sınıflamasında yer alır ve yoğunluğu ve süresi yeterli bir cinsel etkinlik sırasında, olağan bir cinsel uyarılma evresi sonrası, sürekli ya da yineleyici bir biçimde orgazmın gecikmesi ya da olmaması şeklinde tanımlanmıştır. Geç boşalmanın yanı sıra boşalmanın hiç olmaması ya da kısmen oluşması da erkekte orgazm bozuklukları sınıflandırmasına girer.

         Cinsel işlev bozukluğu kliniklerine başvuruda en nadir görülen bozukluk geç boşalmadır. Geç boşalma, boşalma refleksinin özel bir nedenden dolayı engellenmesi sonucunda vajinaya boşalmanın olamaması şeklinde tanımlanmıştır.  Geç boşalmada erkek fiziksel olarak uyarılmıştır, ancak henüz zihinsel olarak uyarılmamıştır diyebiliriz. Geç boşalmada ilişki ne kadar sürerse sürsün erkek birleşme sırasında orgazma ulaşamaz. Daha sonra masturbasyon yoluyla boşalma sağlanabilir. Bu sorun çoğunlukla cinsel ilişkide ortaya çıkmakla birlikte nadiren özellikle gençlerde masturbasyon sırasında da ortaya çıkabilir. Ancak bu genellikle ilaç kullanımına bağlı bir yan etkidir. Bu sorun bir hastalığa ya da ilaca bağlı değilse, masturbasyon esnasında ortaya çıkmaz sadece cinsel ilişkide ortaya çıkar. Geç boşalma sorunu yaşayan erkeklerde masturbasyonla boşalma normal sürede olur. 

         Geç boşalmanın temelinde erkeğin ruh hali ve kişilik özellikleri yatar. Stresli, takıntılı, mükemmelliyetçi ve kontrolcü kişilerde geç boşalma görülebilir. Bu kişiler duygularını göstermekte ve olayları akışına bırakmakta güçlük çekerler. Ayrıca performans aksiyetesi, geçmişteki masturbasyon, porno alışkanlıkları, partnerini/eşini hamile bırakma korkusu, vajina ile ilgili olumsuz duygu ve düşünceler, baskın dini ve ahlaki inanışlar da geç boşalmaya yol açabilir. 

           Geç boşalma büyük ölçüde psikolojik bir sorun olmakla birlikte nadiren de olsa ilaç, alkol ya da bir takım yaralanmalara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ancak çoğunlukla sorun psikolojiktir. Genç yaşlarda geç boşalma erkek için bir sorun yaratmaz, çoğu zaman sorunun farkına varılmayabilir, ikili ilişkilerde bir gurur kaynağı bile olabilir. Ancak düzenli bir partnerle ya da evlilik sonrası düzenli cinsel ilişki kurulduğunda o zaman partnerle/eşle de sorunlar çıkmaya başlayabilir. Özellikle kadında bir süre sonra eşinin onunla sevişmekten hoşlanmadığı ve tatmin olamadığı gibi bir düşünce gelişebilir. Cinsel ilişkinin süresi (ki bu bazen 2-3 saate kadar uzayabilir ) kadın için yorucu ve yıpratıcı olabilir. Ayrıca çocuk sahibi olmak isteyen çiftler için de vajinaya boşalma olmaması sorun yaratabilir.

         Geç boşalmanın tedavisi cinsel terapi, psikoterapi, çift terapisi ve ilaç tedavisini içeren bir kombinasyon şeklinde yapılabilir. Diğer cinsel işlev bozukluklarına göre daha yavaş ve daha uzun süreli bir tedavi gerekebilir. Tedavide hem erkeğin kontrolcü yapısı, cinsel mitleri ve anksiyetesi üzerinde durulur, hem de çiftin ilişkisi üzerinde çalışılır. 

 

           Erken boşalmanın çeşitli kaynaklarda birçok farklı tanımı olabilmekle birlikte, en yaygın tanımı erkeğin eşini tatmin edemeden boşalmasıdır. Erkeğin boşalma refleksi üzerinde istemli kontrolünün olmaması ve kendi istediği süreden önce boşalması en önemli kriterdir. Her erkek zaman zaman erken boşalabilir, ancak eğer bu durum yineleyiciyse ve belli bir süreden beri devam ediyorsa sorundur. Erken boşalmanın tanısında önemli olan kriter süre değil, erkeğin boşalma refleksi üzerinde istemli bir denetim becerisinin olmamasıdır ve bu nedenle ‘’erken boşalma’’ ifadesi yerine ‘’denetimsiz boşalma’’ ifadesinin kullanılması daha uygun olacaktır.

          Erken boşalma tüm toplumlarda erkeklerde yaygın olarak görülen bir cinsel işlev bozukluğudur. Bu konuda yapılan çalışmalarda erken boşalmanın görülme sıklığı %20- 30 olarak bildirilmektedir, buna göre her 4-5 erkekten birinde erken boşalma sorunu olduğunu söylemek mümkündür. Jannini ve Lenzi’nin derleme çalışmasında,  Türkiye ve diğer Ortadoğu ülkelerinde erken boşalma görülme oranının ortalama %17 bulunduğu ve bu oranın genel dünya ortalamasının altında olduğu bildirilmiştir.

          Erken boşalmanın birçok nedeni olabilir, bu kişinin geçmiş öyküsü, aile öyküsü ve cinsel deneyimlerinin niteliğine göre değişebilir. Ayrıca bazı kişilik özellikleri de (özellikle acelecilik, sabırsızlık, vb.) erken boşalmanın nedeni olabilir. Erken boşalmanın temel nedenleri:

  • Özellikle ergenlik çağında yakalanma korkusu ile aceleyle yapılan masturbasyon,
  • Masturbasyon alışkanlığı,
  • Cinsellikle ilgili sahip olunan yanlış inanışlar, düşünceler, bilgiler
  • Cinsellikle ilgili abartılı beklentiler
  • Cinsel deneyim ve bilgi azlığı
  • Baskıcı bir ortamda yetişmiş olma
  • Performans anksiyetesi
  • Partnerle/eşle uyumsuzluk ve anlaşmazlıklar
  • Heyecan ve panik içinde olma

        Ayrıca bazı kaynaklarda erkeğin fizyolojik olarak hızlı bir şekilde uyarılması, penisin aşırı hassasiyeti, vb. nedenlerin de erken boşalmaya neden olabileceği belirtilmektedir. Bazı görüşlere göre; erken boşalma öğrenilmiş bir davranış tepkisidir.

          Erken boşalma erkeğe kendini oldukça kötü hissettiren bir sorundur ve bu durum zamanla çift arasında sıkıntılara yol açabilir. Erken boşalmayla sonuçlanan her cinsel ilişki sonrasında erkek kendini suçlu hisseder, eşinden utanır ve kendini beceriksiz bulabilir. Bazen eşler de erkeğin bu duygularını küçümseyici ve aşağılayıcı tavırlarıyla daha da arttırabilirler. Oysa ki her cinsel sorun gibi erken boşalma da sadece erkeğin sorunu değil çiftin ortak sorunudur ve çözüme de eşler birlikte birbirlerine destek olarak ulaşırlar. Çözüm için öncelikle sorun tam olarak tespit edilmeli ve nedenleri tam olarak belirlenmelidir. Cinsel terapi başarılı sonuçlar alınmaktadır. Cinsel terapide erkeğin cinsellikle ilgili olumsuz duygu, düşünce ve abartılı beklentileri yeniden şekillendirilir, anksiyetesi azaltılır ve verilen ev ödevleriyle boşalma kontrolünü öğrenmesi sağlanır. Bu süreçte eşi de erkeğe destek olur ve terapi sürecine aktif olarak katılır. 

 

         Erektil disfonksiyon bir cinsel etkinlik için yeterli düzeyde ereksiyonu sağlayamama veya sürdürememe durumu olarak tanımlanmaktadır. Bunun sorun olarak kabul edilmesi için tekrarlayıcı ve yineleyici bir biçimde ortaya çıkması gereklidir. Erektil disfonksiyonun görülme sıklığının yetişkin erkeklerde %10- 20 oranında olduğu ve bu oranın 60 yaşın üzerindeki erkeklerde belirgin olarak yüksek olduğu belirtilmiştir. Akkuş ve ark. (2002) çalışmasında, 40 yaşından büyük erkeklerde erektil disfonksiyonun görülme sıklığı %69.2 olarak bidirilmiştir.

          Erektil disfonksiyonun hormonal, fizyolojik, tıbbi bir nede ya da ilaç kullamına bağlı, psikolojik ve ilişkisel bir çok nedeni olabilir. Stres, performans baskısı, geçmişte yaşanan olumsuz cinsel deneyimler, cinsel bilgisizlik ve deneyimsizlik, eşle ilgili problemler, eşi çekici bulmama, kadınlarla ilgili olumsuz düşüncelere sahip olma, bilinçdışındaki cinsellikle ilgili olumsuz duygu ve düşünceler, ödipal kompleks, vb. gibi psikolojik nedenlerin yanı sıra aşırı derecede alkol ve sigara kullanımı, kalp, damar rahatsızlıkları, diyabet, yüksek tansiyon, penisteki yapısal sorunlar, kullanılan bazı ilaçlar da sertleşme sorununa neden olabilir. Depresyon, anksiyete, vb. psikolojik sorunlar da erektil disfonksiyona yol açabilmektedir.

           Erektil disfonksiyon farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Bazı durumlarda cinsel hayatın başlangıcından beri hiç sertleşme elde edemediklerini bildirirken, bazı kişiler ise cinsel birleşme aşamasına geldiklerinde penisin sertliğini kaybettiğini ifade ederler.

          Sertleşme sorunun tedavisinde öncelikle sorunun fizyolojik mi yoksa psikolojik mi olduğu ve hangi durumlarda ortaya çıktığı belirlenir ve ona göre bir tedavi planı yapılır. Kişi öncelikle bir üroloji muayenesinden geçilir ve eğer fizyolojik bir sorun varsa ilaç tedavisi uygulanır. Eğer fizyolojik bir sorun yoksa sorun psikolojik kaynaklı ya da ilişkiseldir. O zaman da cinsel terapi ile hem erkeğin cinsellikle ilgili duygu ve düşünceleri üzerinde çalışılır hem de eşiyle cinsel hayatı üzerinde durulur ve verilen ev ödevleri ile çiftin cinsel hayatındaki olumsuzluklar düzeltilmeye çalışır. 

             Erektil disfonksiyon bazı durumlarda evliliğin ilk gecesinden itibaren ortaya çıkabilir ve bu durum çift arasında cinsel birlikteliğin gerçekleşmemesine neden olabilir. Bu durumun altında çoğu zaman heyecan, daha önceden cinsel deneyimin olmaması, cinsel konularda bilgi eksikliği, eşe karşı mahçup olma kaygısı, vb. nedenler yatar. Bu, uzman desteğiyle kısa sürede çözülebilen bir sorundur, ancak çiftin bu konuyu nasıl değerlendirdiği, birbirleriyle duygu ve düşüncelerini paylaşıp paylaşmadıkları, çözüm için nereye başvuracaklarını bilememek, vb. nedenler sorunun uzamasına yol açabilir.

ERKEKTE CİNSEL İSTEKSİZLİK

@ 9:51 pm
posted by gulum

 

         Cinsel isteksizlik toplumda kadınlarda daha fazla görülmekle birlikte, özellikle son dönemde erkeklerin de bu sorunu yaşadıklarını sıkça görülmektedir. Cinsel isteksizliğin erkeklerde genç nüfusta görülme oranı %16’dır. Erkekte cinsel isteksizliğin hormonal nedenleri olabileceği gibi, sorun yine çoğunlukla psikolojik ya da ilişkiseldir. Erkek cinsel isteksizliği sorunu ile tedaviye başvurma oranları azdır, çünkü cinsel isteksizlik erkekte çoğunlukla erektik disfonksiyona (ereksiyon sorunu) yol açar ve kişiler tedaviye erektil disfonksiyon ile başvururlar.

         Toplumda erkeğin her zaman cinsel ilişkiye hazır olduğu ve her istediği anda ereksiyon sağlayabileceği şeklinde yaygın bir inanış vardır. Bu yanlış inanış erkeklerin üzerine gereğinden fazla bir sorumluluk yükler. Cinsel performans erkekliğin kanıtıymış gibi düşünülür ve bazen bu düşünce bile erkekte cinsel isteksizliğe yol açabilir. Erkeğin cinselliğe her zaman hazır olduğu miti erkeklerin cinsel isteksizlik sorunuyla tedaviye başvurmalarını engelleyen hatalı düşüncelerden biridir.

           Erkeğin cinsel isteksizliğinin birçok farklı nedeni olabilir, bu kişiden kişiye değişir, herkesin özellikleri, geçmişi, aile öyküsü, cinsel öyküsü ve kişilik yapısı farklıdır ve bu yüzden nedenler çok çeşitlidir. Performans anksiyetesi yani cinsel ilişkide başarısız olma korkusu, cinsel olarak kendine güvenmeme, penis boyu takıntısı, cinsel deneyimsizlik ve bilgisizlik, aşırı stres, depresyon, ilk cinsel deneyimde yaşanan olumsuzluklar, erken boşalma, sertleşme sorunu, cinsel mitler, cinsel fobiler, obsesif kompulsif bozukluk, ödipal kompleks, eşle ilgili sorunlar, eşi çekici bulmama ve eşle uyumsuzluk cinsel isteksizliğe neden olabilir. Ayrıca testesteron hormonunun eksikliği ve kullanılan bazı ilaçlar da cinsel isteksizliğe yol açabilir. Erkekteki cinsel istek bozukluğu çoğunlukla erektil disfonksiyon ile birlikte görülür. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı bünyesinde bulunan Cinsel İşlev Bozuklukları Değerlendirme ve Tedavi Ünitesi (CİBDTÜ)’ne 1989- 1999 yılları arasında yapılan başvurularda, erkekte cinsel istek bozukluğunun erektil disfonksiyonla birlikte görülme sıklığı 10,2 olarak tespit edilmiştir.

           Cinsel isteksizliğin tedavisinde önce sorunun nedeni tam olarak belirlenir ve ona göre nasıl bir tedavi uygulanacağına karar verilir. Bazı durumlarda cinsel isteksizliğin tedavisinde klasik cinsel terapi yöntemlerinin yanı sıra bireysel psikoterapi ve/veya çift terapisi de  uygulanabilir. 

 

            Cinsel ağrı bozukluklarından olan disparoni, DSM_IV’e göre; cinsel birleşmeye sürekli ve yineleyici olarak bir ağrının eşlik etmesidir. Disparoninin tanısı, ülkemizde ve tüm dünyada vajinismusla sıkça karıştırılmaktadır. Batılı ülkelerde disparoninin görülme sıklığının %3-43 olduğu tahmin edilmektedir (Nazik ve ark., 2011). Türkiye’deki disparoniye rastlanma oranı tam olarak bilinmemekle birlikte, Doğan (2009)’ın çalışmasında, kadınların 47.2 sinde disparoni olduğu bildirilmiştir. 

            Cinsel birleşme sırasında vajina girişinde ya da daha iç kısımda acı veya ağrı hissedilmesine disparoni adı verilmektedir. Cinsel ilişki sırasında acı, ağrı, yanma ya da tahriş hissi gibi durumlar kadınların zaman zaman yaşadığı ve şikayet ettiği bir sorun olabilir. Ancak kişi bunun bir sorun olduğunun farkında olmayabilir, cinsel ilişkide bir miktar acı duyulmasının normal olduğunu düşünebilir ve bunun tedavi edilebilecek bir durum olmadığına inanabilir. Her kadın zaman zaman cinsel birleşme sırasında ağrı duyabilir. Ancak eğer belli bir süreden fazla devam ediyorsa, her cinsel ilişkide ortaya çıkıyorsa ve kişinin cinsellikten kaçınmasına neden oluyorsa o zaman bu sorunun tanısının konulması ve tedavi uygulanması gereklidir. Ağrılı cinsel birleşme sadece kadınlarda görülen bir sorun değildir, erkeklerde de görülmesi mümkündür.

        DSM-IV de disparoninin tanısı için 3 kriter yer almaktadır:

  1. İlişki sırasında tekrarlayıcı veya sürekli ağrı şikayetinin olması
  2. Bu şikayetin gerginlik ve kişilerarası sorunlara neden olması
  3. Ağrının vajinismus, yetersiz lubrikasyon, ilaç kullanımı, başka bir hastalığa bağlı olmaması.

          Disparoninin tanısı, çoğu zaman vajinismusla karıştırılmaktadır. Vajinismusta cinsel birleşme hiç gerçekleşmez, içeri girme ile ilgili bir sıkıntı vardır; disparonide ise, cinsel birleşme gerçekleşir ancak kadın rahat değildir, cinsel birleşme sırasında acı ve ağrı duyar ve bu nedenle zevk alamaz. Ancak danışanlar cinsel ilişki sırasında acı duyduklarını söylediklerinde, bazen uzmanlar bu durumun vajinismus mu yoksa disparoni mi olduğunu ayırmakta güçlük çekebilirler. Öncelikle cinsel birleşmenin gerçekleşip gerçekleşmediği tanı için önemlidir, ayrıca vajinismusta fiziksel bir ağrı ya da acıdan çok, bir acı duyma korkusu vardır. Vajinismus disparoniyi de içine alan daha geniş bir tanıdır.

        Kadın cinsel işlev bozukluklarında fiziksel sebeplerin en fazla yer aldığı sorun disparonidir. Disparoni fizyolojik bazı nedenlerden dolayı ortaya çıkabildiği gibi, psikolojik ve eş/partnerle iletişimle ilgili ilişkisel nedenlerden dolayı da görülebilir. Disparoninin tanısı için öncelikle kişinin bir kadın- doğum uzmanına başvurup muayene olması gereklidir. Eğer muayene sonucunda, cinsel ilişkide ağrıya neden olacak fiziksel bir bulguya rastlanmazsa o zaman sorun psikolojik ya da eşle olan ilişkiden kaynaklanıyor olabilir. Bu durumda bir cinsel terapiste başvurulması en doğrusu olacaktır.

        Kısaca cinsel birleşme sırasında acı ve ağrı duymak olarak tanımlanan disparoninin derin ve yüzeyel disparoni olmak üzere iki çeşidi vardır:

– Yüzeyel disparoni; vajina girişinin etrafında hissedilen ağrılara verilen isimdir.

Yüzeyel disparoniye başka bazı genital sorunlar neden olabilmektedir (vulvar vestibulit sendrom, vajinit,  vajinal mantar enfeksiyonları, genital herpes, üretritis, atrofik vulvitis, vajina kuruluğu, bartholin apsesi, kızlık zarından kaynaklanan sorunlar, cinsel uyarılma problemleri, ön sevişmenin yetersiz olması, alerji ya da tahriş, vb.)

– Derin disparoni; cinsel birleşme sırasında daha derinde kasık bölgesinde hissedilen ağrılardır. Derin disparoniye de öncelikle bazı jinekolojik sorunlar (endometriozis, genital veya pelvik tümörler, irritabl bağırsak sendromu, üriner sistem enfeksiyonları, pelvik inflamatuvar hastalık, vb.) neden olabilmektedir.

        Ayrıca disparoni primer (birincil) ve sekonder (ikincil) olarak da ortaya çıkabilir. Primer disparoni cinsel hayata adım atılan ilk günden itibaren yani ilk cinsel ilişkiden itibaren acının hissedilmesidir. Sekonder disparoni ise, belli bir durum ya da yaşantıdan sonra acının veya ağrının sonradan ortaya çıkmasıdır. Doğum, kürtaj, vb.  jinekolojik operasyonlar, yaşanan bir cinsel travma,  vajinal kuruluk gibi başka bir duruma bağlı olarak sonradan oluşabilir. 

         Disparoni aslında bir hastalık değil, bir semptomdur. Basit bir anatomik problemden kaynaklanabildiği gibi, çeşitli biyolojik, psikolojik, sosyolojik sebeplerin bir  sonucu olarak  da oluşabilir. Eğer  cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrı ve acı fiziksel bir nedene bağlı değilse, o zaman sorunun psikolojik olduğu düşünülür. Disparoninin psikolojik nedenleri şu şekildedir:

– Cinsel ilişkiye dair duyulan korku ve fobik tepkiler

–  İlk cinsel ilişki deneyiminin travmatik olması

–  Altta yatan bir cinsel travma öyküsü

–  Cinsel bilgisizlik ve deneyimsizlik

–  Çiftin arasındaki ilişkisel sorunlar

–  Kadının kendisiyle ilgili olumsuz duygu ve düşüncelere sahip olması

–  Kişilik bozuklukları

–  Eşle ilgili olumsuz duygu ve düşüncelere sahip olma

         Disparoni kadının hem bireysel olarak cinsel hayatını olumsuz etkilemekte, cinsel isteksizlik, uyarılma güçlüğü ve anorgazmiye kadar birçok başka cinsel işlev bozukluğuna da yol açabilmektedir. Zamanla bu nedenle eşler arasında sorunlar oluşabilmektedir. Ayrıca kadının cinsel ilişki sırasında acı ve ağrı hissetmesi ve rahat olmaması, erkeğin de zamanla bir cinsel işlev bozukluğu geliştirmesine (erken boşalma, sertleşme sorunu, cinsel isteksizlik, vb.) yol açabilir.

          Disparoni başarıyla tedavi edilebilen bir cinsel işlev bozukluğudur. Doğru tedavinin uygulanabilmesi için öncelikle doğru tanının konulması ve altta yatan nedenlerin araştırılması gereklidir. Cinsel terapilerde multidisipliner bir yaklaşım söz konusudur. Yani öncelikle var olan sorunun tanısı konulurken kişinin/ çiftin tıbbi muayeneden geçmesi gereklidir ki böylece, cinsel işlev bozukluğuna yol açan fiziksel ya da hormonal bir neden varsa önce onun tespit edilebilsin. Eğer fiziksel, tıbbi bir sorun yoksa daha sonra psikolojik ve ilişkisel faktörler araştırılır. Cinsel işlev bozukluklarının çoğu büyük oranda psikolojik ya da çift arasındaki ilişkisel sorunlara bağlı ortaya çıkmaktadır. Ancak disparonide ağrılı cinsel ilişkiye neden olabilecek faktörlerin fiziksel olma ihtimali de yüksektir, bu neden öncelikle kişinin iyi bir jinekolojik muayeneden geçmesi şarttır. Muayenenin sonucuna göre uygulanacak tedaviye karar verilir. Jinekolojik bir sorun varsa, kadın- doğum uzmanı ona göre bir tedavi önerecektir. Eğer jinekolojik bir sorun yoksa, kadının cinsel birleşmede ağrı ve acı duymasına neden olabilecek psikolojik ve ilişkisel nedenler araştırılır, çiftin cinsel öyküleri ve kişisel öyküleri alınarak cinsel terapi ve çift terapisi uygulanabilir.